reklamlar - sponsorlu bağlantılar

HATA NEDİR?

"Hatıe" fiilinin mastarı olan hata sözlükte; hata yapmak, yanılmak, doğru yoldan uzaklaşmak ve günah işlemek; isim olarak; hata, yanlışlık ve kusur; aynı kökten gelen "hatîe" (çoğulu "hatayâ") ve "hit'ü" kasten ve bilerek yapılan günah (zenb) "hâtı'"; kasten günah işleyen kimse demektir. "Hatîe" kelimesinin dişil şekli "hatîetü" çoğulu "hatîât" tır.

Doğru yoldan sapmak anlamındaki hata üç kısımdır: 1- Yapılması yasak ve çirkin olan bir fiili bilerek yapmak. İnsan bu tür söz, fiil ve davranıştan sorumludur. Kur'ân'da, fakirlik korkusuyla çocukları öldürmek (İsrâ, 17/31) "hıt'en kebiren" (=büyük hata / günah) olarak ifade edilmiştir. Yusuf (a.s.)'ı kuyuya atanlar (Yûsuf, 12/91-97), Yusuf (a.s.) ile cinsel ilişkide bulunmak isteyen Mısır hazîne bakanının eşi Zeliha (Yûsuf, 12/25-29), ilâhlık iddia eden Fravun (Nâzi'ât, 79/17, 24) ve helâk edilen toplumlar (Hâkka, 69/9) "hâtı'" ve "hatı'în" olarak itham edilmişlerdir. 2- İstemeden yasak ve kötü olan bir fiili işlemek. Hatâen bir insan öldürmek gibi (Nisâ, 4/92). Bu tür hatalardan dolayı insan günahkâr olmaz. 3- Kötü ve yasak bir fiilin yapılmasını istemek, ancak bunun zıddını yapmak. Kişi, isteğinde hata etmiş, fiilinde isâbet etmiştir. Bu kimse isteği sebebiyle yerilir, fiili sebebiyle övülmez.

Kur'ân'da "hatîe" kavramı; "zenb", "ism" ve "seyyie" kavramları ile aynı anlamda kullanılmıştır (Nisâ, 4/112; Bakara, 2/81). Şirk (Allah'a ortak koşmak) (Bakara, 2/54) inkâr (Nûh, 71/21-25) ve nifâk (iki yüzlülük) "hatîe" (büyük günah) olduğu gibi hırsızlık, iftira, yalan...vb. söz ve fiiller de hatîe (büyük günah) dır.

Amel defteri solundan verilecek olan kâfirler, müşrikler, Allah'a inanmayan ve yoksulu doyurmaya ön ayak olmayanlar (Hâkka, 69/16, 25, 33-34, 37) hakkı yalanlayanlar (Alak, 96/13), mütekebbir, zorba, bozguncu (Kasas, 28/4) azgın, zalim ve âsî olan kimseler (Nâzi'at, 79/17, 21) Kur'ân'da "hatâkârlar" (hâtîe, hâti'în, hâti'ûn) olarak nitelenmişlerdir.

Aynı kökten gelen "ahtae" hata yaptı anlamında kullanılmıştır (Ahzâb, 33/5).

Bir fıkıh terimi olarak hata, mükellefiyeti tamamen veya kısmen kaldıran ehliyet arızalarından biri olup, fiil veya sözün, fail veya söylenenin iradesine aykırı olarak vuku bulması anlamına gelir. Ayrıca hata isyân kastedilmeksizin düşülen yanlışlık, küçük günah gibi anlamlara da gelmektedir.

Hz. Peygamber, "Ümmetimden hatâ, nisyân (unutma) ve ikrah yoluyla yaptıkları şeyler kaldırılmıştır" buyurmuştur (İbn Mâce, Talak, 16). Bu hadise göre hata, bir özür olup, ehliyet arızalarındandır. Bu nedenle hata ile yapılan davranıştan dolayı uhrevî sorumluluk bulunmamaktadır. Yani hata ile işlenen fiillerin günahları kaldırılmıştır. Dünyevî hükümler bakımından ise, hata ile işlenen suçlarda cezaî sorumluluk tamamen veya kısmen kalkmakla birlikte, malî mesuliyet düşmez. Akitlerin kuruluşunda yapılan açık hatalar ise, akdi iptal eder. Buna mukabil, ikinci derecedeki hatalar, karşı tarafa fesih hakkı veren bir muhayyerlik doğurur.


face-begen-

bilmiyorsanogren